6
1 Paylaşım, 6 Beğeni

Gerçekleşmiş bir adli vaka neticesinde, öncelikle suçun faili olma ihtimali düşünülen kişiler şüpheli sıfatına haiz olmaktadırlar. Ceza muhakemesinin soruşturma aşamasının sonuna dek şüpheli sıfatı devam etmektedir. Akabinde iddia makamını temsil eden Cumhuriyet Savcısı’nın hazırlamış olduğu iddianamenin, yargılama makamı olan bağımsız mahkemece kabulü ile artık şüpheli sıfatı sona erip sanık sıfatı ile yargılamaya başlanmaktadır. Soruşturma aşamasında toplanan, sanığın hem lehine hem de aleyhine delillerin, bağımsız olan mahkemelerce değerlendirilmesi socununda, suçun sanık tarafından işlendiğinin sabit görülmesiyle birlikte cezalandırılmasına karar verilir. Olağan kanun yollarının tüketilmesi neticesinde de karar kesinleşmiş olmaktadır. Böylece infaz aşamasına geçilmiş olur. Burada esas olan durum, yargılaması devam eden kimselerin suçunun, bağımsız mahkemelerce kesinleşmesidir. Kişinin suçlu olduğu kararını verecek olan mercii, mahkemedir. Suç kesinleşmeden hiç kimse suçlu ilan edilemez. Bizim de asıl bahsetmek istediğimiz hususlardan ilki bu konu yani masumiyet karinesidir.

Masumiyet karinesi, bir diğer adıyla suçsuzluk karinesi, kişinin suçluluğu ispatlanıncaya kadar masum sayılmasını ifade eden bir ilkedir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesinin 2. fıkrasında; ”Bir suç ile itham edilen herkes, suçluluğu yasal olarak sabit oluncaya kadar masum sayılır.” açıkça masumiyet karinesinden bahsedilmektedir. Anayasa’nın 38. maddesinin 4. fıkrasında da bu düzenleme aynı şekilde yer edinmiştir. Buna göre; ”Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılmaz.” denilmek suretiyle masumiyet karinesi anayasa tarafından güvence altına alınmıştır.

Suçsuzluk karinesi, ilk olarak 26 Ağustos 1789 tarihli Fransız İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirgesi ile Kıta Avrupası’na girmiş olup, ihtilalin etkisi ile tüm kıtaya yayılmıştır. Bildiri; insanların özgür doğduğunu ve eşit yaşamaları gerektiğini, insanların zulme karşı direnme hakkı olduğunu, her türlü egemenliğin esasının millete dayalı olduğunu ve mutlak egemenliğin bir kişi ya da grubun elinde bulunamayacağını, devleti idare edenlerin esas olarak millete karşı sorumlu olduğunu, hiç kimsenin dini ve sosyal inançları yüzünden kınanamayacağını ortaya koyuyordu. (1) Bu bildirinin 9. maddesinde; ”Her insan suçlu olduğuna karar verilinceye kadar masum sayıldığı için; tutuklanması kaçınılmaz olduğunda, yani suçlu olduğuna karar verildiğinde göreceği sertlik yasa tarafından ağır bir şekilde cezalandırılmalıdır.” karine açıkça dile getirilmiştir. Ülkemizin de kabul edip taraf olduğu 10 Aralık 1948 tarihli Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Beyannamesi’nin 11. maddesinin 1. fıkrasında yer alan; ”Kendisine bir suç yüklenen herkes, savunması için gerekli olan tüm güvencelerin tanındığı açık bir yargılama sonunda, yasaya göre suçlu olduğu saptanmadıkça, suçsuz sayılır.” hükmü ve 4 Kasım 1950 tarihli Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesinin 2. fıkrasında yer alan; ”Bir suç ile itham edilen herkes, suçluluğu yasal olarak sabit oluncaya kadar masum sayılır.” hükmü aracılığıyla, suçsuzluk karinesi insan hakları kapsamında daha geniş bir uygulama alanına kavuşmuştur. Suçsuzluk karinesine ilişkin iç mevzuata bakıldığında; 1921 ve 1924 Teşkilat-ı Esasiye Kanunlarında suçsuzluk karinesinin yer almadığı görülmektedir. Yine 1961 Anayasası’nda da bu kuruma yer verilmemiş olup 33. maddesinin 4. fıkrasındaki; ”Kimse, kendisinin veya kanunun gösterdiği yakınlarını suçlandırma sonucu doğuracak beyanda bulunmaya veya bu yolda delil göstermeye zorlanamaz.” şeklinde hüküm ile susma hakkına yer verilmiştir. 1982 Anayasası ile 38. maddenin 4. fıkrasında yer alan; ”Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz.” şeklindeki hüküm ile bu hakkı anayasal düzeyde tanımış bulunmaktadır. Yine Anayasa’nın 15. maddesinde, suçsuzluk karinesinin tamamen veyahut kısmen kısıtlanmayacak haklar arasında bulunduğu, herhangi bir istisnanın kabul edilemeyeceği belirtilmekle koruma altına alınmıştır. (2)

Masumiyet karinesi denildiği zaman aklımıza gelecek ilkelerden birisi ”şüpheden sanık yararlanır” ilkesidir. Bu ilkenin kaynağı, masumiyet karinesidir. ”İn dubio pro reo” yani şüpheden sanık yararlanır ilkesi; yapılan muhakeme sonunda, fiilin sanık tarafından işlendiğinin veya işlenmediğinin sabit olduğu sonucuna varılmaması durumunda, sanığın mahkum edilemeyeceğini ifade eder. Bir kişinin gerçekte suç işlediği bir olayda, eldeki delil yetersizliği ve isnat edilen suçun sabit olmaması sonucunda bu kişi hakkında, ”şüpheden sanık yararlanır” ilkesi gereğince beraat kararı verilmesi gerekir. Bu gibi durumlarda, hukuken, şahsa sanık sıfatı yüklenemeyip masum olduğu göz önüne alınmalıdır. Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 157. maddesine göre; ”Kanunun başka hüküm koyduğu haller saklı kalmak ve savunma haklarına zarar vermemek koşuluyla soruşturma evresindeki usul işlemleri gizlidir”. Bu hükmün tek amacı sadece soruşturmanın sağlıklı bir şekilde gerçekleştirilmesi değildir. Aynı zamanda  şüphelinin, toplum önüne gerçek suçlu olarak atılmasını önlemeyi de amaçlamaktadır.

 Minelli davasında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi şunu belirtmiştir:                             

Mahkeme’nin değerlendirmesine göre, sanığın yasal olarak suçluluğu sabit olmadan ve özellikle de savunma hakkını kullanma fırsatını bulamadan verilen bir yargı kararında, suçlu olduğuna ilişkin bir kanaat yansıtılırsa, masumiyet karinesi ihlal edilmiş demektir. Bu durum resmi anlamda bir saptama olmasa bile geçerlidir; mahkemenin sanığı suçlu olarak gördüğünü ima eden bir gerekçe yeterlidir.                                                                                         

Minelli davasında ulusal mahkeme, davanın açılmasında zaman aşımı dolayısıyla davanın düşmesine karar verirken başvurucunun, yargılama giderlerinin bir bölümünü ve mağdurların masraflarına karşılık bir miktar tazminatı ödemesini emretmiştir. İsviçre Mahkemesi kararında, zaman aşımı olmasaydı, şikayetin konusu olan gazete yazısının ”çok muhtemel mahkumiyete yol açacağı” sonucuna ulaşmıştır. AİHM bu davada 6. madde 2. fıkra hükümlerinin ihlal edilmiş olduğuna hükmetmiştir. (3)

Masumiyet karinesinden kısaca bahsettikten sonra, ikinci konumuz olan ve bu karineyle bağlantılı olan linç ve linç kültürüne değinmek gerekir.

Linç, hiçbir adil yargılama olmadan insanları cezalandırma yöntemidir. Linç aslında sağlıklı bir yargılama olmadığı gibi, bir ceza yöntemi olarak da öldürücüdür. İlk olarak 18. yüzyılda Amerika’da görülmüştür. İsmini Charles Lynch’den alır. Lyncler’in ikisi asker, diğeri de büyük toprak sahibidir. O dönem altın arayıcılığının ve bununla birlikte hırsızlığın da yoğun olduğu bir dönemdir. Bu dönemde hırsızlar ve Kızılderililer için alınmış şeriflerin ve başka güvenlik sağlayanların özellikle olmadığı yerlerde yapılmıştır. (4) Genel olaral ”linç” kelimesinin anlamına bakacak olursak; ”Halktan bir topluluğun, bir suçluyu veya kendilerine göre suçlu varsaydıkları birini, herhangi bir araçla döverek öldürmesi.” diyebiliriz. Bizim bahsetmek istediğimiz ise tam olarak bu tanımı karşılamamaktadır. Şöyle ki; linç, toplum tarafından, varsayımlar üzerinden gidilerek, bir kişiyi toplumdan dışlamakla beraber onu karalamaktır. Burada kişi üzerinde psikolojik bir baskı vardır. Bu psikolojik baskının yanında, yukarıda tanımını yaptığımız gibi şiddet de uygulanabilir. Aslına bakılırsa toplum tarafından uygulanan, hukuken geçersiz olan bir cezalandırma yöntemidir. Ama bizim kesin olarak bildiğimiz bir şey vardır ki bu ihkak-ı hak yasağıdır. İhkak-ı hak; kişinin; hakkını adli makamlara başvurmadan, kişi veya eşya üzerinde zor ve kuvvet kullanarak almasıdır. 765 sayılı Eski Türk Ceza Kanunu’nda, kendiliğinden hak arama (İhkak-ı hak) fiili ayrı bir suç olarak düzenlenmekteydi. 5237 sayılı Yeni Türk Ceza Kanunu’nda ise ayrı bir suç olarak düzenlenmemiştir. Kanunda düzenlenmemiş olması, bunun suç olmadığını gösterir ancak bunun yasak olduğunu değiştirmez. Eğer ki kişi, kendi hakkını kendisi zorla elde edebilseydi, mahkemelerin varlığı tartışmaya açık bir hale gelirdi. Kişinin kendi hakkını kendisinin zorla elde edebilmesi  toplum içerisinde büyük kaosu da beraberinde getirecektir. Devletin varlık sebeplerinden birisi de toplum düzenini sağlamak, kaosu önlemektir. Bu amaçladır ki bağımsız mahkemeler kurulmuş ve bunlar aracılığıyla kişilerin haklarını korumak öncelikli hale getirilmiştir. Bir hukuk devleti, adaletli bir düzenin yaratılması ve korunmasını amaç edinmelidir. Verilecek cezanın toplum tarafından verilmesi, hukuksuzluğun başlangıcıdır. Asıl amaç suçlunun toplum tarafından baskıya uğrayıp şiddet görmesi değil ıslah olmasıdır.

Günümüz toplumununda da sıklıkla görülmektedir ki, bahsettiğimiz linç olayı bir alışkanlık haline getirilmiştir. Sosyal medyanın bunda çok büyük bir payı vardır. Faydaları saymakla bitmeyen sosyal medya, bazen de kişilere büyük zararlar verebilmektedir. Sosyal medyaya düşen bir olay, halk tarafından, daha olayın iç yüzünü bilemeden büyük tepkiler yaratılabilmektedir. Hatta bu olayın başlangıcında, bazı zamanlarda da konuyla ilgili yetkin kişiler olabilmektedir. Bu yetkin kişiler, topluma, olayın tekniksel boyutuyla ve onların anlayabileceği bir dilde anlatmak yerine gerekçesiz ve doğruluğu şüpheli bir biçimde aktarım yapabilmektedir. Bunun sonucunda da olaydan bihaber olan toplum galeyana gelmekte ve ilgili kişiye karşı linç girişimleri başlamış olmaktadır. Bizim de en fazla eleştirdiğimiz durum burada ortaya çıkmış olmaktadır.

Anadolu Üniversitesi Sosyal Medya ve Dijital Güvenlik Eğitim, Uygulama ve Araştırma Merkezi (SODİGEM) Müdürü Prof. Dr. Levent Eraslan, sosyal medya platformlarında gerçekleştirilen linçlerde; linç edilen paylaşım, kişi ya da kurumlara karşı hakaret, tehdit gibi durumlarda sıklıkla karşılaşıldığını anlatarak, şunları söylüyor: ”Karşı tarafı küçük düşürme ve saldırma amacıyla yapılan bu davranışları sosyal medya saldırganlığı olarak değerlendiriyoruz. Son dönemde sosyal medyada ve dijital platformlarda çok çeşitli boyutlarda kendini göstermektedir. Dijital platformlarda karşı tarafı utandırmaya yönelik davranışlar ve kişi ya da kurumları hedef göstermeye yönelik doğruluk payı bulunmayan haberlerin paylaşımı da sosyal medya saldırganlığı olarak değerlendirilmektedir. Karşı tarafı yıpratmaya ve karşı tarafa psikolojik olarak zarar vermeye yönelik bu davranışı bir şiddet eğilimi olarak değerlendirmek mümkündür.” (5)

Hukuki açıdan yukarıda da bahsettiğimiz üzere masumiyet karinesi, kişinin suçluluğu ispatlanıncaya kadar masum sayılmasını ifade eden bir ilkedir. Mahkeme tarafından, kişinin suçluluğu kesinleşinceye kadar kişi masum kabul edilmelidir. Toplum tarafından ise bu gibi durumlar karşısında bilinçli bir davranış yerine sağduyusuz bir davranış ortaya çıkmaktadır. Ortada hangi delillerin olduğunu bilmeden, hukuki bilgiden yoksun bir şekilde yargısız infaz yapılmaktadır. Öyle ki, bu durum ilgili kişiler üzerinde büyük psikolojik travmalara sebebiyet verebilmektedir. Toplum tarafından yaratılan lincin sonuçlarının etkisi de geniştir. Görülebilmektedir ki, bu gibi durumlarda mahkemeler de baskı hisseder duruma gelebilmektedir. Mahkeme vereceği kararı, en güvenli şekilde, baskıdan uzak ve hızlı bir şekilde vermelidir. Toplumun bilinçsiz bir şekilde yapmış olduğu baskı ne yazık ki bir insan tarafından yönetilen mahkemeleri de etkileyebilmektedir. Bunun sonucunda hukuka uygun olmayan yanlış kararlar verilebilmektedir. Şunu belirtmek gerekir ki; toplum tarafından sosyal medya aracılığıyla yapılan bilinçli örgütlenme, bu gibi durumlarda alkışı hak eden bir harekettir. Bizim eleştirdiğimiz husus ise bilinçsiz örgütlenmelerdir. Her olumlu durumun yanında bir olumsuz durum olabilir ve bu olumsuz olanın, olumlu durumdan daha önemli olması, olumsuz olanın görmezden gelinmemesi için bir sebep değildir. ”Kurunun yanında yaş da yanar” mantığı doğru bir tutum değildir. Adaleti en sağlam şekilde sağlamak öncelikli amaçlardandır ve adaletin sağlanamadığı tek bir durum dahi hukuksuzluktur. O yüzden diyebiliriz ki; topluma düşen beklemek ve yargıya güvenmektir. Cezasını kendisi vermek isteyen bir toplum aslında en büyük zararı kendisine vermektedir. Kişi unutmamalıdır ki, bir gün kendisi de haksız bir şekilde toplum tarafından linç ile karşılaşan taraf olabilir. Düzeni sağlamak için yanlış olan şeylerin yanlışlığı kabul edilerek ve karşısında durularak hareket edilmelidir. 

Bu yazıda asıl üstünde durduğumuz durumu bir sonuca bağlamak gerekirse, linç ve masumiyet karinesi arasındaki ilişki ve linç olgusunun sonuçlarından tekrardan bahsetmek gerekebilir. Masumiyet karinesinin, uygulamada hiç yokmuşçasına davranılması ve toplumun, bu konu üzerinde yeterince bilinçlendirilmemesi sonucunda, linç ortaya çıkmaktadır. Zararlı olan ise bunun bir kültür haline gelmesi yani alışkanlık edinilmesidir. Elbette ki bu durumdan sadece toplumu suçlu kabul edemeyiz. Hatta sadece sosyal medyayı veya basını da suçlayamayız. Bunun sebeplerinden birisi de, belki de adalete olan güvenin gün geçtikçe sarsılmasıdır. Bizlere düşen görev ise toplumu bilinçlerdirmek adına çalışmalar yapmaktır. Bir milletin muasır medeniyetler seviyesine ulaşması da bu şekilde, topyekün bir biçimde verilen uğraşlarla olacaktır. Linç kültürü ise ileriye yönelik olarak çok faydasız bir harekettir. Bir birey için en içler acısı durum, yapmadığı hareketin kendisine yapmış olduğunun yüklenmesidir. Kişi gerçekten suçsuzsa zaten mahkeme önünde kendisini aklayabilecektir. Bunun sonucunda da büyük bir dışlanma meydana gelmektedir. Bir kişiye verilecek en büyük ceza toplum tarafından dışlanmaktır. Bu sebepledir ki; toplumca linç kültüründen uzaklaşmamız ve bir kişinin suçunun kesinleşinceye kadar masum olduğu gerçeğini göz ardı etmememiz gerekmektedir. 

”Adaletsizliği, adaletle yıkmak gerekir.” Mamatma Gandhi

 

 

 


Beğendiniz mi? Arkadaşlarınızla Paylaşın!

6
1 Paylaşım, 6 Beğeni

Sizin Tepkiniz Nedir?

hate hate
0
hate
confused confused
0
confused
fail fail
0
fail
fun fun
1
fun
geeky geeky
0
geeky
love love
1
love
lol lol
0
lol
omg omg
0
omg
win win
4
win

0 Yorum

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazı Formatı Seçiniz
Kişisel Test
Kişiliğe dair bir şey ortaya çıkarmayı amaçlayan sorular dizisi
Basit Test
Bilgiyi kontrol etmek isteyen doğru ve yanlış cevaplı sorular dizisi
Anket
Karar vermek veya görüş belirlemek için oylama yapmak
Serbest Yazı
Yazılarınıza Görseller Bağlantılar Ekleyebilirsiniz
Liste
Klasik İnternet Listeleri
Geri Sayım Listesi
Klasik İnternet Geri Sayım Listeleri
Açık Liste
Kendi öğenizi gönderin ve en iyi sunum için oy verin
Oylanabilir Liste
En iyi liste öğesine karar vermek için yukarı veya aşağı basın
Fotoyla Anlatım
Kendi resimlerinizi yükleyin ve birşeyler anlatın
Video
Youtube, Vimeo veya Vine Kodları
Ses
Soundcloud veya Mixcloud İçerikleri
Görsel
Fotoğraf veya GIF
GIF
GIF Formatı