2
2 Paylaşım, 2 Beğeni

 

19. YÜZYILIN SONLARINA DAMGA VURMUŞ DREYFUS OLAYININ KISACA ÖZETİ

Dreyfus olayında anlatıldığı üzere; mesleğinde çok başarılı olan Yahudi kökenli Yüzbaşı Alfred Dreyfus’ün uğramış olduğu iftira sonucunda yargılanmasını ve yazarın dönemin Cumhurbaşkanına yazmış olduğu mektup anlatılır. Bu olayın yaşandığı dönem 1888’de çıkan Fransa-Almanya savaşlarıdır. Olay; hem Paris’teki Alman Büyükelçiliği’nde hizmetçi hem de Fransız haber alma örgütünde gizli ajan olarak çalışan Madam Bastian’ın yırtılmış olarak Alman askerlik ataşesi Yarbay Maximilien von Schwarzkoppen’in çöp sepetinden alıp getirdiği öne sürülen bir mektupla başlar. Bu mektup (bordro) Fransız ordusundaki yeni düzenlemelere ilişkin bilgiler içerir. Kuşku duyulan dört subay arasından, Dreyfus öne çıkarılır. Dreyfus’un ön plana çıkmasındaki en büyük sebeplerden birisi Yahudi kökenli olmasıdır. Binbaşı Du Paty de Clam, konuyu araştırmakla görevlendirilir. Dreyfus, ne ile suçlandığını bilmeden tutuklanır. Sağcı basın saldırıya geçer ve Dreyfus ile beraber bütün Yahudileri suçlar. 22 Aralık 1894’te, kamuya kapalı olarak yapılan duruşma sonucunda, Dreyfus’ün rütbesi elinden alınır ve yaşamının sonuna kadar sürgün edilir.

Albay Jean Sandherr’in yerine atanan Georges Picquart, belgeleri düzene sokmaya çalışırken, yine aynı yerden gelmiş bulunan ve Binbaşı Esterhazy’den daha geniş bilgilerin istendiği bir yazı bulur. Yapılan araştırma sonunda, suçlu Esterhazy’dir. Picquart, komutanlarına başvurur ve bu işin üstüne gitmemesi konusunda uyarılır. Aslında komutanlarda yazının Esterhazy’e ait olduğunu düşünmektedirler. Ancak dönem şartları gereği ve ordunun itibarının korunması amaçlı olarak olayın üstüne gitmemektedirler. Yavaş yavaş çevrede kuşkular başlar ve yargının eksik yapıldığı konusunda yazılara rastlanır. Bir gazete; Dreyfus’ün yaşam boyu sürgüne gönderilmesine neden olan mektubu yayımlar. Tüm bunlara rağmen yönetim, yargının kurallarına göre yapıldığı konusunda ısrarcıdır. Picquart görevinden alınarak Tunus’a gönderilir. İzinli olarak Paris’e döndüğünde avukat olan arkadaşına bu konuyu anlatır. Avukat, Seneto’nun başkan yardımcısı olan Scheurer-Kestner’e aktarır. Ancak onu da hiç kimse desteklemez. ‘’Ordunun onuru‘’, ulusun çıkarı söz konudur onların gerekçesi. Zaman geçtikçe mektubun Esterhazy’in el yazısı olduğu kesinleşmeye başlar ancak bu noktada da Esterhazy’e yardım gelir. Emile Zola, Cumhurbaşkanına yazmış olduğu mektupta bu işin içinde de Du Paty de Clam’ın olduğundan bahseder. Davanın yenilenmesi demek çok büyük bir başarısızlık ve hüsrandır çünkü. Bunun sonucunda da kurban, Yarbay Picquart olur. Sahtecinin o olduğu, yazının onun tarafından üretildiği söylenir. Daha sonra tekrardan Savaş Kurulu toplantıya çağrılır. Yargıçların etkilenmesiyle ve karşı düşünce üretemeden yargılama gerçekleşir. Yargılama sonucunda, buradan da istenilen sonuç alınamaz. Dreyfus suçluydu, Esterhazy ise suçsuz… En son olarak da büyük mücadeleler etrafında nihai sonuca ulaşılır. 9 Eylül 1899’da ikiye karşı dört oyla ve ‘’hafifletici koşullar göz önüne alınarak‘’ 10 yıl hapis cezasına çarptırılır. Aynı gün, kararın düzeltilmesi için dilekçe Yargıtay’a gönderilir. 19 Eylül 1899’da Cumhurbaşkanı bağışlama kararını imzalar. 21 Temmuz 1906’da, Alfred Dreyfus bir süvari bölüğünün komutanıdır, birliğinin önünde Legion d’ honneur nişanıyla onurlandırılır. 

DEĞERLENDİRİLMESİ

Alfred Dreyfus davası, özü itibariyle tüm insanlığı ilgilendiren bir olaydır çünkü hukukun genel ilkelerinin ihlali tüm insanlığın büyük bir problemidir. Alfred Dreyfus’ün yargılanmasında, çoğu hukuki ilkelere aykırı davranıldığı gibi en temel haklarının da elinden alındığı görülebilmektedir. İncelemiş olduğumuz bu olayda, adalet kavramı üzerine çok durulması gereklidir. Adalet denilen kavramın tam anlamda, mutlak bir anlamı bulunmamaktadır. Platon adaleti, ‘’herkese hak ettiği şeyi vermek’’ olarak tanımlamıştır. John Locke, adaleti, yaşamın korunması, özgürlük ve mülkiyet ile eş tutmuştur. Thrasymakhos ise adaletin güçlü olanın avantajına olan şey olduğunu savunur. Bunlar gibi birçok düşünür adalet kavramını tartışmıştır. Türk Dil Kurumu, adaleti yasalarla sahip olunan hakların herkes tarafından kullanılmasının sağlanması şeklinde tanımlamaktadır. İncelenen olayda da adalet kavramının, Thrasymakhos’un da düşündüğü gibi, güçlü olanın avantajına olan şey olduğu söylenebilir. Ordunun onuru uğruna ve verilen kararın düzeltilmesinin şahısların ismini karalamasından dolayı, doğrunun yanında olunmamaktadır. Devletlerin amaçlarından birisi de hukuk düzenini korumaktır. Hukuk düzenini korumakta adaleti sağlayabilmekle gerçekleşmektedir. Emile Zola da Cumhurbaşkanına yazmış olduğu mektupta adalete seslenmektedir. ‘’Bir toplum bu noktaya geldiği zaman, artık çürümeye başlamıştır demektir’’ cümlesiyle de bu durumun ne kadar içler acısı olduğunu belirtilmektedir. Dreyfus, Yahudi kökenlidir. İşte asıl olay da burada başlamaktadır. Yahudi kökenli olması ve dönemim şartları gereği bu iftiraya uğraması birbiriyle sıkı sıkıya bağlıdır. Bir kurban seçilmek zorundadır ve bu kişi Dreyfus’ün kendisidir. 

Türk Anayasası’nın 10. maddesi de herkesin dil, din, ırk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi düşünce, din ve mezhep benzeri sebeplerle ayrım gözetilmeksizin kanun önünde eşit olduğunu düzenlenmektedir. Yahudi kökenli olması ve bununla beraber mahkemenin, dönemin zihniyeti tarafından baskı altına alınmasıyla, Dreyfus’ün kanun önünde eşit olmadığını söyleyebiliriz. Ayrıca adil yargılanma hakkının da burada ihlali söz konusudur. Adil yargılanma hakkı, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddesinin 1 numaralı fıkrasında düzenlenmiştir. Buna göre; ‘’ Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini isteme hakkına sahiptir.” Yukarıda da değindiğimiz gibi burada bağımsız ve tarafsız bir mahkemenin varlığından bahsedilemez. Bağımsız ve tarafsız mahkemenin varlığı, dış etkenler tarafından etkilenmemeyi, adaleti hukuk kuralları çerçevesinde ve doğru şekilde sağlamakla olur. Aynı şekilde Türk Anayasası’nın 36. maddesinin 1. fıkrasında da adil yargılanma hakkından bahsedilmektedir. Buna göre; ‘’Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.’’ Burada değinilmesi gereken bir durum da, basının ve toplumun daha yargılama gerçekleşmeden ve Dreyfus’ün suçu sabit bir şekilde ispat olunmadan kendisinin suçlu ilan edilmesidir. Anayasamızın 38. maddesinin 4. fıkrasına göre; ‘’Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz’’ hükmüyle, yargılanmanın neticelenmesi sonucunda suçlu kabul edilmesi dışında, kişinin suçlu olarak gösterilmesinin doğru olmadığını belirtmektedir. Basın tarafından yapılan ve toplumu etkilemeye çalışan provokatif haberler zararlı sonuçlar doğurabilmektedir. Bu durum, kişinin işlemediği suçtan dolayı toplum tarafından dışlanması olduğu gibi maddi şiddete maruz kalması şeklinde de olabilmektedir. Dreyfus’un tam anlamıyla maruz kaldığı durum da budur. O kadar savunmasız durumda kalmıştır ki ona inanan kesimin birçoğu dahi susmayı tercih etmiştir. Adaleti sağlayan sadece mahkemeler değildir. Toplum da adaletsizliğin yanında ses çıkartarak, yanlış olana yanlış diyerek adaletin sağlanmasında bir nebze yardımcı olabilmektedir. Bu basının toplumu etkilemesi ile eş değer değildir. Toplumun yanlış olana yanlış demesi, görüşlerden ve inançlardan uzak durarak yaptığı söylemlerle birlikte olur. Bu durumda suçlu, yanlış olan şeyin yanlış olduğunu bilmesine rağmen susan veya yanlışa doğru diyen toplumun kendisidir. Ceza yargılamasında amaç maddi gerçeğin araştırılmasıdır. Gerçek; akla uygun ve realist, olayın bütünü veya bir parçasını temsil eden kanıtlardan veya kanıtların bütün olarak değerlendirilmesinden ortaya çıkarılmalıdır. Amaç maddi gerçeğin araştırılmasıysa, mahkeme, sadece kendisine verilen bilgiyle kalmamalı, daha derinlemesine ve hak kaybını önleyecek şekilde inceleme yapmalıdır. Anlatılan olayda ise mahkeme, kendisine verilen bilgiyle dahi bağlı kalmamaktadır. Suçlunun Dreyfus değil Binbaşı Esterhazy olduğu daha sonradan bulunan mektupla ortaya çıkmasına rağmen bağımsız ve tarafsız olamadığı için Esterhazy’i suçsuz bulur. Burada asıl suçluya toplum diyebiliriz, Esterhazy diyebiliriz hatta devlet bile diyebiliriz. Ancak burada en önemli suçlu mahkemenin kendisidir. Hukukçular, hukuksuzluklar karşısında savaşmak için var olmuşlardır. En küçük hukuksuzluğun dahi hukuksuzluk olduğunu belirtemeyen bir hukukçunun yapmış olduğu davranış en çirkin olan davranıştır. Elbette ki mahkemeler yanlış karar verebilirler. Ancak bu durum bilerek ve isteyerek, suiistimale açık bir şekilde yapılmamalıdır. Olayımızda da bu şekilde bir durum meydana gelmektedir. İlk Savaş Kurulu, Dreyfus’ü suçlu kabul eder. İkinci bir Savaş Kurulu ise Esterhazy’i suçsuz bulur ve Dreyfus’ü tekrardan suçlu kabul eder. Bunu yaparken de ortada Esterhazy’in suçluluğunu ispatlayan sağlam deliller bulunmaktadır. İşte Emile Zola da mektubunda bu noktaya değinmektedir. Şöyle ki; ‘’Savaş Kurullarımızın üzerinde her zaman ağırlığını duyuracak, bundan böyle tüm kararlarını kuşkuyla lekeleyecek olan çok haksız bir karar verdiler. İlk kural akılsızca verilmiş olabilir, ikincisi ister istemez suçludur…’’ 

Sonuç olarak, yıllar süren hukuk mücadelesiyle birlikte Alfred Dreyfus’ün suçsuzluğu ispatlanmış olur. Alfred Dreyfus bir süvari bölüğünün komutanıdır, birliğinin önünde Legion d’ honneur nişanıyla onurlandırılır. Bu sonuç bir başarımıdır orası tartışılabilir ancak hukukun ağır bir şekilde yaralandığı ortadır.  

‘’Benim görevim konuşmak, suç ortağı olmak istemiyorum. Yoksa gecelerim orada, işkencelerin en korkuncu içinde, işlemediği bir suçun cezasını çekmekte olan suçsuzun hayaliyle dolup taşacak.’’

Emile Zola’nın Suçluyorum adlı mektubuna aşağıdaki linkten ulaşıp okuyabilirsiniz:

https://www.sosyalbilimler.org/emile-zola-sucluyorum-cumhurbaskanina-mektup/

KAYNAKÇA:

CAN YAYINLARI, EMİLE ZOLA-SUÇLUYORUM


Beğendiniz mi? Arkadaşlarınızla Paylaşın!

2
2 Paylaşım, 2 Beğeni

Sizin Tepkiniz Nedir?

hate hate
0
hate
confused confused
0
confused
fail fail
0
fail
fun fun
0
fun
geeky geeky
0
geeky
love love
0
love
lol lol
0
lol
omg omg
0
omg
win win
1
win

0 Yorum

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazı Formatı Seçiniz
Kişisel Test
Kişiliğe dair bir şey ortaya çıkarmayı amaçlayan sorular dizisi
Basit Test
Bilgiyi kontrol etmek isteyen doğru ve yanlış cevaplı sorular dizisi
Anket
Karar vermek veya görüş belirlemek için oylama yapmak
Serbest Yazı
Yazılarınıza Görseller Bağlantılar Ekleyebilirsiniz
Liste
Klasik İnternet Listeleri
Geri Sayım Listesi
Klasik İnternet Geri Sayım Listeleri
Açık Liste
Kendi öğenizi gönderin ve en iyi sunum için oy verin
Oylanabilir Liste
En iyi liste öğesine karar vermek için yukarı veya aşağı basın
Fotoyla Anlatım
Kendi resimlerinizi yükleyin ve birşeyler anlatın
Video
Youtube, Vimeo veya Vine Kodları
Ses
Soundcloud veya Mixcloud İçerikleri
Görsel
Fotoğraf veya GIF
GIF
GIF Formatı