3
3 Beğeni

                       Sözde Kızlar Romanında Toplumun Çarpık Batılılaşması                                       

        

 Giriş 

Peyami Safa'ya ait olan Sözde Kızlar romanı Mebrure adında bir genç kızın Yunan işgali esnasında Anadolu'dan kaçıp İstanbul'a babasını aramaya gelişini, evinde kaldığı Nazmiye Hanım ve çocuklarının ahlaksızlıkta zirveyi bulmuş yaşamlarıyla nasıl karşı karşıya kaldığını anlatmaktadır. Mebrure'nin kedisini sakındığı bu yaşam karşısında yer yer ikilemlere düşmesine ve kafasının karışmasını rağmen amacından sapmayışı işlenmektedir. Safa   romanında toplumun nasıl yanlış bir biçimde Batılılaştığını anlatmakta, bunun toplumlar arasında nasıl bir çatışmaya döndüğü belirtmekte ve şöyle ifade etmektedir : “İki medeniyetin zıt telkinleri altında, gizli bir deruni mücadele” (Safa,2014, s.53). Savaşın da etkisiyle toplumların kültürleri iç içe girmiş, insanlar nereyi örnek alacakları konusunda kafaları karışık bir haldedir. Safa toplumun tamamıyla kendini Batı’dan soyutlamasını istememekte yalnızca bu etkinin toplumun kültürünü tamamıyla değiştirmemesini gerektiğini savunmaktadır."(…) Şarkla Garbın mültekasında olan Türkiye Garptan tesir almakta tereddüt etmemelidir. Ancak bu tesir, bizim tarafımızdan yapılabilecek mukabil bir tesiri ihlal etmeyecek derecede kalmalı, yani kültürümüzün güzel ve halis köklerine kadar nüfuz etmemelidir” (Safa,2014, s.110). Bu sözlerle kültürümüzün özünü kaybetmeden Batı’nın pozitif yönlerini almamız gerektiğini anlatmakta ve yanlış Batılılaşmanın toplum içinde nasıl örnekleri olduğunu da  Mebrure’nin hikayesiyle gözler önüne sermektedir. Bu yazıda Sözde Kızlar romanındaki karakterler üzerinden toplumun çarpık Batılılaşması incelenecek, modernleşme çerçevesi altında toplumun kendi değerlerinden nasıl yozlaştığına bakılacak, bu değişimin toplumun kültürü üzerinde nasıl etki ettiğini göreceğiz.  Öncelikle o dönemki toplumun genelinin Batı’yı ve Batılılaşmayı nasıl gördüğünü incelenecek, toplumdaki azınlık kesimin Batı’ya özentiliği, konuşma ve kılık kıyafetlerinde nasıl onları örnek aldığı, toplumun ahlakının nasıl bozulduğu ele alınacaktır. 

 

 

Gavur Toplumlar ve Gavur İcraatları  

Kitaptaki çalgılı eğlence düzenleyen kişilere bulunan ithamlar, bu tür eğlencelere katılan, dinini, milliyetini sevmeyen mahallesine ve ailesine isyan eden kadınlara da toplum tarafından ‘Tango’ şeklinde hitap edilmesi gibi olaylardan da anlaşılacağı üzere o dönemki Türk toplumunun Batı ya ve Batı’dan gelen adetlere karşı olan tepkileri gayet sert bir biçimde radikaldir. 

Kitaptaki karakterlerden de ele alacak olursak Mebrure ve Fahri gibi doğulu karakterler Batı özentisi olan Naciye Hanım, Behiç, Nevin gibi kişilerin yaşantılarından tiksinti duydukları açıkça görülmektedir. Kitabın bir kısmında Mebrure’nin Batılılaşmayı seçip geleneksel yaşamdan uzaklaşan, özenti bir yaşam seçen konak halkına şöyle seslenildiği görülür: “Siz benden değilsiniz, Türk ve Müslüman cemiyetinden değilsiniz, bu memlekette, izini belli etmeyen kör yılanlar gibi sokulmuşsunuz, siz bizden değilsiniz, siz hiçbir milletten değilsiniz, şu içinizdeki masum kızı, Güzide’yi siz bitirdiniz” (Safa,2014, s.188). Burada Batı’nın kötü ahlakıyla bezenmiş insanların gencecik bir kızın hayatına nasıl negatif etki bırakabildiği görülmekte ve buna sitem edilmektedir.  

“Literatürdeki adı, Syphiliz (sifiliz) olan bu hastalığın, halk dilindeki adından da anlaşılacağı gibi, Osmanlı toplumunda Avrupalılara ait olduğuna ilişkin bir algı vardır. Evliya Çelebi de Hollanda seyahatine yer verdiği kısımda bunu teyit eder. Evliya Çelebi, frengiyi Allah tarafından Frenklere, başka bir deyişle Avrupalılara verilmiş bir hastalık olarak tanımlar “(Eğnim ve Ertaş, 2011: 96). Buradan da anlaşılacağı gibi Türk toplumu Batı’dan o denli haz etmemektedir ki hastalığın sebebi olarak direk Batı toplumu olarak görülmektedir. Toplum üzerindeki bu düşünce yapısı Peyami Safa’yı da etkilemiş ve romanda şöyle bir yükleme yapmasına sebep olmuştur: “Safa’ya göre, depresyon, frengi gibi rahatsızlar genellikle bohem bir yaşam tarzının neden olduğu hastalıklar arasında yer alır. Bu nedenle eserde Safa, Doğulu karakterlere bu türden hastalıkları yüklemez. Eserde en güç durumda olan Mebrure dahi hiçbir hastalık geçirmez”  Durakoğlu,A(2016,Bahar). ‘Bohem yaşam tarzı’ ifadesinden de anlaşılabileceği üzere Batı’nın yaşam tarzında başıboş ve gününü gün etmeye odaklanmış bir biçim görülmektedir. 

Hikâyede de örneğini görebileceğimiz üzere Neriman Hanım’ın kızı Nevim sürekli olarak partiler düzenlemekte, eğlenceye şamataya oyunlara olan düşkünlükleriyle bilinmektedir. Hatta ülkenin durumu hakkında kötü bir haber geldiği vakitlerde bile kendi keyfini bozmaksızın büyük bir vurdumduymazlıkla eğlencelere devam edilmektedir. 

Zira batılılaşmanın kötü yanlarına odaklanmış olsak da Safa’ya göre Batılılaşmak kötü bir şey değildir. Sadece bu iş doğru bir şekilde yapılmalıdır. Kitaptaki en ideal karakteri olan Mebrure İzmir Amerikan Koleji’nde eğitim görmüştür. Bu bağlamda Mebrure Batı’nın sadece iyi yanlarını almış bir Doğulu karakterdir.  

 

Batı Özentiliği 

Dil, kültür, bayrak, kılık kıyafet bir toplumun toplum olmasını sağlayan temel yapı taşlarındandır. Bir insanın bir bölgeye veyahut bir topluluğa ait hissedebilmesi için bu değerlerin insanı söz konusu bölgeye ya da kitleye bağlaması lazım gelir. Aksi takdirde parçalanma, dağılma içinde bulunulan ortamdan kopma kaçınılmazdır. İşte bu kitapta da tam olarak bahsi geçen konu ele alınmaktadır. Toplum yanlış bir batılılaşma içerisinde kıyafetlerini değiştirmiş, dilini bozmuş, kültürünü reddetme ve aşağılama aşamasına gelmiştir. Toplum bu Batılılaşma fikriyle aniden karşı karşıya kalmış, bu fikri özümseyip anlamaktan çok direkt taklit yoluna başvurulmuştur. Bu hal toplumda yanlış şeylerin öncelik haline gelmesine sebep olmuştur. Örneğin sosyal bir ortamda giyilen kıyafet vatanın o dönemki durumundan daha önemli hale gelmiştir. "Osmanlı, Avrupalılaşma sürecinde Batı’yı bir zihniyet, farklı bir ufuk olarak görmekten ziyade yüzeysel ve dış görünüşü ile algılar. Avrupalılaşmanın temel noktasının modernizm olduğunu kavrayamayan Osmanlı, değişimini – ya da dönüşümünü- Avrupa’ya göre ayarlamış, Avrupalılaşma ile modernizmin aynı olduğu yanılgısına düşmüştür" (Köksal.S.D,2013,s. 1259-1268). Avrupalılaşmak güzellik, zenginlik elbise, gibi kavramlarla ilişkilendirilmiştir. Yenileşmenin günlük dile birkaç Fransızca sözcük serpiştirerek modern görünme olduğu düşünülmüştür. Örtünmeye evde durmaya karşı adeta bir savaş söz konusudur. Kendini ‘sosyete’ olarak adlandıran bu kitlede sürekli olarak muhitini değiştirme, kendini değiştirme, insan temaslarını geliştirme, kendisinin tam ölçüsünü bulma, en iyi şekilde giyinip güzelliğin had sınırına ulaşarak insanları etkileme gibi arzular ortaya çıkmıştır.  

Halbuki gerçekten yenileşme amacı güden kişilerin yapacağı hareketler bununla uyuşmamaktadır. Örneğin gerçek manada yeni bir dil öğrenmek isteyen kişi o dili kendi diliyle karıştırarak biliyormuşçasına davranmaz. Yeni bir dil öğrenmek öncelikle kendi dilinin inceliklerini bilerek sağlanır. Kişi kendi kültürü ve dilini en iyi şekilde öğrendikten sonra yeni bir dili öğrenme çabasına girer ve böylelikle kendi kültüründen kopmadan ya da ona hakaret etmeden yeni bir dilin öğrenilmesi gerçekleşebilir.  

Kitapta gördüğümüz Batı tarzında çalgılı eğlencelere katılan kızların hareketleri de yanlış Batılılaşmaya bir başka örnektir. Örneğin normal hayatında öyle olmamasına rağmen bu tür eğlencelerde süslü kıyafetler giyen, makyaj yapan, kendini diğer insanlara beğendirmek için açılıp saçılan hatta sırf bu ortamlarda hor görülmemek için gerçek isimlerinden farklı isimler kullanan kızlar görmekteyiz. Özellikle kendi kültüründen gelen ismin beğenilmeyip onun daha ‘modern’ bir isimle değiştirilmesi bu geri kalmışlığın ortaya çıkardığı aşağılık duygusundan kurtulma çabasıdır. Bu çabaların hepsi insanının kendi nefsine karşı yaşadığı mücadelede kendi kendini yenme çabasıdır. Halbuki bu çaba insanı kurtarmaktan ziyade daha da dibe çekecek, yaşadığı ezikliğin altında iyice mahkûm olmasını ve en sonunda kendi özünü de unutarak bir milletsizlik durumunun içinde kalmasına sebep olacaktır. 

Özentilik şeklinde yapılmaya çalışılan toplumsal değişimler hiçbir zaman pozitif sonuç vermemiştir. İşte bu romanda da tam olarak bu konu ele alınmıştır. Toplumdaki insanların kendi kültürlerini reddetmesi ve bunun sonucunda yenilik için taklide başvurması değişimden ziyade bir hezeyanla sonuçlanır. Bu hezeyan da topluma farklı farklı alanlarda darbeler vurarak toplumun temel direklerini çürütür ve bir kaosa sürükler. 

 

Ahlakın Yediği Darbeler 

Ahlak toplumu bütün değerleriyle birlikte tutan, kırmızı çizgilerini çizerek toplumun yaşayabileceği olası felaketlerden kurtulmasını sağlayan bir kalkandır. Ahlakın bozulması toplumdaki insanları arsızlığa sürükler ve fenafillah hareketlere sebep olur. Bu bozukluklar toplumu baştan aşağıya çökertmeye yeter de artar. Kitapta da işlendiği gibi bu dönemde modernleşme bayrağı altında açılmaya makyaj yapmaya başlamış, kendini etrafa güzel göstermek için olanca gücünü sarf etmiştir. Bu hamlede aşırılığa kaçılmış Batılı ne yapıyorsa daha fazlası yapılmaya çalışılmıştır. “Halkta Batılılaşmanın, Avrupa’dan daha ileri gitme adına, aşırı bir uygulaması görülmektedir. Adeta ‘kadının vücudunu sergilemesi Batılılıksa biz daha çok açarız, Batı’da evlilik gericilikse evliliğe biz daha çok karşıyız’ anlayışı doğmuştur” (Köksal.S.D,2013,s. 1259-1268). İnsanlar ne istediğini isterlerse yapar hale gelmiş toplum rayından çıkmıştır. Kadınlarda soyuma konusunda çekinmezlik, erkeklerde de bir mezhebi genişlik söz konusudur. Bu durum en çok kadını etkilemiştir. Yıllardır evde oturmanın verdiği bıkkınlık bu ‘özgürlük’ kisbesi adı altında patlamış, fena bir gamsızlıkla her şeyin tadına bakma peşine düşmüştür. Kendine erkeğe beğendirme hatta bu beğenilme duygusunun bir aşk acısı ile marine edilmesi kadında bir eğlence hatta bir arzu haline gelmiştir. Bu bozulmadan haliyle erkekler de nasibini almış, gayrimeşru ilişkilere sanki çok normal bir olaymış gibi bakılmaya başlanmış, aile kurumu temelden bir darbe almıştır. 

 

"Modernlik toplumsal kitleyi değil bireysel yaşam tarzını destekler. Bu sebeple modernite bireysel karakter üzerine ahlak inşa etmekle ilgilenmez, toplumsal kuralları tanzim eder." (Köksal.S.D,2013,s. 1259-1268). Toplumsal kuralları yıkmak toplumdaki kurumları yıkmaktır. Bu kurumlardan en temeli ailedir. Aile toplumu oluşturur ve bu da vatanın devamını sağlar. Ahlak ilkelerini yıkmak vatanı kökünden parçalamaktır. Yukarıda işlediğimiz gibi temel değerlerden vazgeçerek bireyler aile kurumunu yavaş yavaş yok etmektedir. Bu dönemde Yeni Avrupa’da bekarlık karşıtı kanun çıkartılmakta Türkiye’de ise toplum tam tersi şekilde davranmaktadır. Buradaki tezatlık ise yapılan davranışlar Batılılaşma kılıfına sığdırılmakta ama Batı’yla ters düşülmektedir. Bunun sebebi gençlerin evlenmeye karşı olarak hürriyet şarabını içmeye devam etmek istemeleridir. Burada bir başka kötü başlık ise yaşanılan ilişkilerde artık gençlerin kendi ebeveynlerini hiçe sayarak onlardan izinsiz ve habersiz bir şekilde hareket etmeleridir. Bir de bu çocuklarının bu hallerini görüp onlarla övünen aileler vardır ki onlar artık toplumun çökmüş duvarlarıdır.  

Metinden bir örnekle ahlaksızlığın merhametsizliğe hatta vahşiliğe dönüştüğü bir örneği de belirtmek isterim. Behiç bir bölümde kendi öz çocuğunu hastalıklı ve gayrimeşru olduğu için diri diri gömmektedir. Bu tarz vahşi bir hareket ancak ahlak kolonları çökmüş bir insanda gözlenebilir. Belirtmek isterim ki Behiç burada çocuğu ve annesini bulunduğu durumdan dolayı suçlu görmekte ve bu sorunu ortadan kaldırmak istemektedir ancak çocuğun gayri meşru olması ve hastalıklı olarak doğması yüzde yüz Behiç’in suçudur. Bu suçu kabul etmemekle beraber suçun neticesini de bebekten çıkarmaktadır. İşte tam bu noktada toplumda ahlakın çökmesi diğer bütün değerlere de zarar verebileceğinin göstergesidir.  

Bu başlık boyunca toplum ahlakının nasıl bozulduğunu ve bunun insanlar üzerindeki etkilerinden bahsettik. Bahsi geçen konular toplumun tümü için geçerli değildir. Bu yalnızca Batılılaşma kavramını yanlış algılayan ve bunu hayatına yanlış entegre eden kişiler için geçerlidir. Toplumda böyle bir kesimin bulunması bütün toplumun böyle olduğu manasına gelmez. Aynı şekilde bu kişilerin değerlerinin yıkılmış olması bütün toplumun bu bozukluktan etkilendiği manasına gelmez.  Peyami Safa’nın da kitabında işlemiş olduğu gibi burada da toplumun yanlış Batılılaşan kesimi incelenmiş ve eleştirilmiştir 

 

Sonuç 

Bu yazıda Sözde Kızlar romanı üzerinden toplumun yanlış Batılılaşması ele alınmıştır. Toplumun bilimsel ve teknolojik açılardan Batı’yı örnek alması ve gelişmesi gerekirken, onların kötü ahlakı ile dejenere olunmuş, bulunduğu topluma karşı nefret besleyen bireyler meydana gelmiştir. Eğlence bu kesim için birinci öncelik olmuş ve vatanın öncelikleri bir kenara bırakılıp kendi zevku sefalarının peşine düşmüştürler. Bu durum toplumdaki bazı kesimlerin bir yenilikten çok özentilik durumu yaşadığını gözler önüne sermektedir. 

 

 

 

  

 

Kaynakça 

 

Genç, A. (1992), Peyami Safa’nın “Fatih-Harbiye” Adlı Romanında Doğu-Batı Çatışması, H. O. Eğitim Fakültesi Dergisi, 7,351-356. 

 

Durakoğlu, A. (2016, Bahar), Sözde Kızlar Romanında Doğulu ve Batılı Karakterlerin Karşılaştırılması, Bingöl Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 6, 57-71. 

 

Ertaş, M.Y., Eğnim K.(2011, Ağustos), Evliya Çelebi Seyahatnamesinde Hastalıklar, 

Pamukkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 10, 83-108. 

 

Bayrak, Ö. (2010, Aralık), 2. Meşrutiyet Döneminde Türk Romanında Milli Kimlik Batı Çalışması, Adıyaman Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 5, 42-54. 

 

Safa, P. (2014), Sözde Kızlar. İstanbul Ötüken. 

 

Yavuz, A. D. (2019), Peyami Safa’nın Sözde Kızlar Romanında Kadın kimlikleri, RumeliDE Dil ve Edebiyat Araştırmaları Dergisi, 14, 118-130. 

 

Köksal, S.D. (2013, Kış), Peyami Safa’nın Yalnızız Romanında Kadın ve Aileye Batılılaşma Ekseninden Bakış, International Periodical For The LanguagesLiterature and History of Turkish or Turkic, 8, 1259-1268. 

 

Çılgın, A.S. (2003), Edebiyata Yansıyan Kriz: Sözde Kızlar ve Zaniyeler Örneği, U.Ü. Fen-Edebiyat Fakültesi Sosyal Bilimler Dergisi, 4, 139-156. 


Beğendiniz mi? Arkadaşlarınızla Paylaşın!

3
3 Beğeni

Sizin Tepkiniz Nedir?

hate hate
0
hate
confused confused
0
confused
fail fail
0
fail
fun fun
0
fun
geeky geeky
0
geeky
love love
2
love
lol lol
0
lol
omg omg
0
omg
win win
1
win

0 Yorum

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazı Formatı Seçiniz
Kişisel Test
Kişiliğe dair bir şey ortaya çıkarmayı amaçlayan sorular dizisi
Basit Test
Bilgiyi kontrol etmek isteyen doğru ve yanlış cevaplı sorular dizisi
Anket
Karar vermek veya görüş belirlemek için oylama yapmak
Serbest Yazı
Yazılarınıza Görseller Bağlantılar Ekleyebilirsiniz
Liste
Klasik İnternet Listeleri
Geri Sayım Listesi
Klasik İnternet Geri Sayım Listeleri
Açık Liste
Kendi öğenizi gönderin ve en iyi sunum için oy verin
Oylanabilir Liste
En iyi liste öğesine karar vermek için yukarı veya aşağı basın
Fotoyla Anlatım
Kendi resimlerinizi yükleyin ve birşeyler anlatın
Video
Youtube, Vimeo veya Vine Kodları
Ses
Soundcloud veya Mixcloud İçerikleri
Görsel
Fotoğraf veya GIF
GIF
GIF Formatı